Efes… Sadece bir harabe değil, binlerce yıl öncesinden bugüne uzanan bir medeniyetin sesi. Ayak bastığınız anda taşların size bir şeyler anlatmaya çalıştığını hissediyorsunuz. Çünkü burada her sütun, her sokak, her merdiven gerçek bir hayatın parçasıymış.
M.Ö. 6000’lere kadar uzanan geçmişiyle Efes, Roma döneminde Asya eyaletinin başkentiymiş. Ticaretin, siyasetin, sanatın ve bilimin kalbinin attığı bir yermiş. O zamanlar 200 bini aşkın nüfusuyla koca bir metropol… Bugün bile ayakta kalan kütüphanesi, tiyatrosu, çeşmeleri ve caddeleriyle sizi zaman tünelinden geçiriyor.
Ne Görmeli?
Artemis Tapınağı (Efes’in biraz dışında): Dünyanın yedi harikasından biri!
Celsus Kütüphanesi: Efes’in simgesi. Hem bilgiye hem görkeme açılan kapı.
Büyük Tiyatro: 25.000 kişilik kapasitesiyle dönemin sosyal medyası gibiydi; haberler burada duyurulurdu!
Mermer Cadde: Antik dünyanın “alışveriş caddesi” gibi düşünün.
Yamaç Evler: Efes’in elit kesiminin yaşadığı lüks evler. Mozaik zeminler, duvar freskleri hâlâ yerinde.
YouTube Kanalımıza Abone Olun9000 yıl süresn kesintisiz bir yerleşimin ev sahibi olmus Efes antik kent. (Helenistlik,Roma, Doğu Roma, beylikler ve Osmanlı dönemi izleri şehirde hala görünmekte) Efes, aynı zamanda hristiyanlığın yayıldığı ilk yer olması sebebiyle bugün Hristiyanlar tarafından hac yeri olarak benimsenmiş.
Efes Antik Kenti: Efsanelerden Gerçeğe Uzanan Taşlı Bir Yol
Bugün yürüdüğümüz taş yolları, binlerce yıl önce başka ayaklar aşındırdı. Sadece bir antik kent değil, bir medeniyetler buluşması Efes. Doğu ile batının el sıkıştığı, tanrıların konuştuğu, tüccarların buluştuğu bir şehir.
4 Kez Yer Değiştiren Bir Şehir Düşünün…
Efes’in ömrü uzun ama bir o kadar da hareketli. Nehirlerin taşıdığı alüvyonlarla limanı doldukça denizden uzaklaşmış, denizden uzaklaştıkça ticaret gücünü yitirmiş. Derken büyük bir deprem gelmiş, ihtişamlı dönemlerin üzerine sessizlik çökmüş. Binlerce yıllık tarihinde tam 4 kez yer değiştirmiş bu şehir.
Ve yine de yaşam hiç bitmemiş. Prehistorik dönemden tutun da Arkaik, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve hatta modern döneme kadar Efes’te hayat hep var olmuş.
Bir Kehanetin Gerçekleştiği Şehir
Efsaneye göre M.Ö. 1000’lerde Atina Kralı Kodros’un oğlu Androkios, Ege’de yeni bir şehir kurmak için yola çıkmış. Ama öyle rastgele bir yere şehir kurulmaz, önce tanrıların onayı gerekirmiş. Androkios, bir arkadaşını kehanetleriyle ünlü Delfi Tapınağı’na göndermişç Kahinler şöyle demiş;
“Balık sıçrayacak, domuz kaçacak. Ve sen orada parlak bir şehir kuracaksın.”
Ve gün gelir, deniz kenarında balık kızartan bu ekipten biri balığın sıçrayan yağıyla ateşin tutuşturduğu çalılıklardan çıkan bir domuzu görmüş. Domuz kaçmış.. Androkios peşinden gitmiş… Ve efsane gerçekleşmiş.
İyonlardan Roma’ya: Büyük Bir Medeniyetin Yükselişi
M.Ö. 1200’de Yunanistan’dan gelen Akalar, İyonya’yı kurmuş. Bu yeni uygarlığın en parlak şehirlerinden biri Efes olmuş.Milet ile birlikte, Akdeniz’in kültür ve ticaret merkeziymiş.
Bugün ayakta kalan Efes ise M.Ö. 300’lerde Büyük İskender’in generali Lysimakhos tarafından kurulmuş. Yer değiştirilmiş, planlanmış, adeta sıfırdan inşa edilmiş. Şehir, Bülbül Dağı ile Panayır Dağı arasına kurulmuş ve Miletoslu mimar Hippodamos’un “ızgara planı” uygulanmış. Yeni limanlar, yollar, pazar alanları… Her şey düşünülmüş. Halkı ikna etmek kolay olmamış, ama sonunda Artemis Tapınağı çevresindeki halk taşınmış ve yeni Efes doğmuş.
Hem Ticaretin Kalbi, Hem İnancın Merkezi
Efes, sadece ticaret yollarının kesiştiği bir şehir değil; aynı zamanda inanç tarihinin de önemli duraklarından biri. Pagan dünyasında Tanrıça Artemis’e adanmış tapınağıyla, Hıristiyanlıkta ise ilk yedi kiliseden biri olmasıyla biliniyor.
Efes denince akla ilk gelen yapılardan biri kuşkusuz Artemis Tapınağı. Antik dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen bu tapınak, bugün gezdiğimiz Efes Antik Kenti’nin sınırlarının biraz dışında, yaklaşık 1 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Tanrıça Artemis’e adanmış bu devasa yapı, zamanında 127 sütunu ve mermer ihtişamıyla tüm dünyanın hayran kaldığı bir mabetti. Günümüzde sadece birkaç kalıntı kalsa da, orada durup o büyüklüğü hayal etmek bile insanı etkiliyor.📍 Tapınağı görmek isterseniz, Efes’ten yürüyerek ya da araçla 5 dakikada ulaşabilirsiniz. Ama inanç tarihi burada bitmiyor…
Hıristiyanlık için Efes, yalnızca antik bir şehir değil, kutsal bir hac noktası. İncil’de adı geçen Yedi Kilise’den biri burada, Aziz Pavlus’un mektuplarında sıkça yer bulmuş. Ayrıca, Meryem Ana’nın son yıllarını Efes civarındaki evde geçirdiğine inanılıyor. Bu nedenle hem Katolik hem Ortodoks dünyası için hac rotası kabul ediliyor.📍 Meryem Ana Evi de Efes’e çok yakın, Bülbül Dağı’nın eteklerinde. Sessizliği ve manevi atmosferiyle oldukça etkileyici bir yer.
🏛 Celsus Kütüphanesi

Efes’in simgesi. Fotoğraflarda gördüğünüz o görkemli cephe var ya, işte orası burası. M.S. 117 yılında inşa edilen bu kütüphane, sadece kitapların değil, bilgeliğin de eviymiş. Efes’in simgesi olan Celsus Kütüphanesi, aslında sadece bir bilgi merkezi değil, aynı zamanda bir anıt mezar. Roma valisi Celsus’un oğlu Aquila, babasının anısını yaşatmak için öncelikle bir mezar yaptırmak istemiş, ancak izin alamayınca çareyi bu görkemli kütüphanede bulmuş. Celsus’un lahdi bugün hâlâ yapının alt katında yer alıyor.
Dış cephesiyle adeta göz kamaştıran kütüphane, dışarıdan iki katlı görünse de içeriden üç katlı. Yaklaşık 14 bin el yazması kitap, rulolar halinde üst katlardaki nişlerde saklanıyormuş. Bu bölmelere ahşap balkonlarla ulaşılıyormuş.Kütüphanenin girişinde bugün gördüğünüz dört kadın heykeli aslında Viyana Müzesi’nde sergilenen orijinallerin birer kopyası. Bu heykeller, Akıl, İlim, Kader ve Erdem’i temsil ediyor.
Ne yazık ki Celsus Kütüphanesi, bir Goth saldırısında çıkan yangında büyük ölçüde tahrip olmuş, içerideki kitaplar yok olmuş. Yine de bugüne ulaşan cephesiyle hâlâ Roma mimarisinin en etkileyici örneklerinden biri.💡 İpucu: Sabahın erken saatlerinde gidersen hem kalabalık az olur hem de ışık muhteşem fotoğraflar verir.
🎭 Efes Büyük Tiyatro: Antik Dünyanın En Görkemli Sahnesi

25 bin kişilik kapasitesiyle antik dünyanın en büyük izleyici alanlarından birine sahip bu yapı, sadece gösteri değil, aynı zamanda gücün, estetiğin ve mimarinin sembolü. iyatro, Helenistik dönemde inşa edilmeye başlanmış ve MS 2. yüzyılda Roma döneminde tamamlanmış. Panayır Dağı’nın batı yamacına kurulmuş olması, doğal eğimin ustalıkla kullanıldığını gösteriyor. Sahne binası tam 41 metre uzunluğunda ve 10 metre yüksekliğinde – o dönemin mimari imkanları düşünüldüğünde gerçekten devasa!Burası sadece tiyatro oyunlarına değil, gladyatör dövüşleri, toplantılar ve dini törenler gibi birçok etkinliğe de ev sahipliği yapmış. Özellikle Efes limanına deniz yoluyla gelen ziyaretçiler için, şehre yaklaşırken ilk göze çarpan yapı bu tiyatro olurmuş. Hem görkemli, hem davetkâr…
👣 Mermer Cadde ve Aşk Evi: Antik Zamanların En Eski Reklamı

Efes’te Celsus Kütüphanesi ile Büyük Tiyatro arasında uzanan Mermer Cadde, sadece yürümesi keyifli bir yol değil, aynı zamanda antik dünyanın küçük sürprizlerle dolu bir penceresi.Cadde üzerinde yürürken, kütüphaneye yaklaşırken sağda, yere kazınmış bir ayak izi, bir kadın figürü, bir kalp ve taç sembolü dikkat çekiyor. Ne mi bu?
Antik bir reklam panosu! Evet, yanlış duymadınız. Bu taş üzerindeki semboller, yaklaşık 100 metre ilerdeki Aşk Evi’ni (genelev) işaret ediyor. Bazı yorumlara göre mesajı şöyle:
“Kraliçeler kadar güzel olan benim aşkımı istiyorsan, yolun sonundaki eve gel.”
Ya da daha net:
“Parası olan ve aşk arayanlar, güzeli görmek için sola dönsün.”
Bu gizemli yapının M.S. 1. yüzyılda, İmparator Trajan döneminde inşa edildiği biliniyor. İçeride dört mevsimi tasvir eden mozaikler, bir mozaik döşeli yemek salonu, üst katta “çalışanlara”, alt katta ise müşterilere ait odalar yer alıyor. Yapı Venüs’e (Aphrodite) adanmış ve salonunda bir Venüs heykeli bulunuyormuş.En ilginç detaylardan biri ise söylentiye göre evli erkeklerin bu yapıya dikkat çekmeden ulaşabilmesi için, Celsus Kütüphanesi ile Aşk Evi arasında gizli bir geçit yapılmış olması. Hatta bu gizli geçit için Aşk Evi’nin sahibi, kütüphaneye epeyce “bağışta” bulunmuş!
🏛️ Yamaç Evler: Efes’in Elit Mahallesi

Efes’in sokaklarında dolaşırken geçmişin sesini duymaya başlıyorsun ya hani… İşte Yamaç Evler, bu sesin en net duyulduğu yerlerden biri. Bülbül Dağı’nın yamacına kurulmuş bu evler, Roma döneminin zengin ailelerine ait. Bugünün “lüks rezidansları” gibi düşünebilirsiniz. Ama itiraf edelim, bizce onlarınki daha zarif.

1960’larda gün yüzüne çıkarılan Yamaç Evler, Efes’in kalbinde, bugünkü Kuretler Caddesi üzerinde yer alıyor. Toplamda yaklaşık 4.000 metrekarelik bir alana yayılan bu kompleks, zamanında sadece varlıklı kesimin değil, sanatın, zanaatın ve konforun da adresiymiş.Her evin kendi avlusu, hatta alttan ısıtmalı zemini varmış. Evet yanlış duymadın, alttan ısıtma! Zeminlerin altında dolaşan sıcak hava sistemleri, özellikle kış aylarında evi sıcacık tutuyormuş. Bazı odalarda çeşmeler bile varmış; o kadar sofistike ki bugünkü şehir yaşamına taş çıkartır.

Duvarlarda mitolojik sahnelerle dolu freskler, yerde dört mevsimi anlatan göz alıcı mozaikler… Bugün bu evlerin üzeri özel bir çatı ile kapatılmış ve cam yürüyüş yolları sayesinde adım adım içlerini gezebiliyorsun. M.S. 3. yüzyılda yaşanan büyük bir depremin ardından hasar görmüş olsalar da, tekrar onarılmışlar ve yaşam devam etmiş. Eğer Efes’e gidersen, ekstra bilet gerekse bile bu kısmı atlama derim. Çünkü burada, taşlar hâlâ hikâye anlatıyor.
“Efes’in Beverly Hills’i” gibi düşünebilirsin. Elit kesimin yaşadığı mozaiklerle süslü, mermer banyolu, duvarları fresklerle kaplı bu evler gerçekten hayranlık uyandırıcı. Ekstra bilet gerekse de kesinlikle değer!
💡 Her biri Roma dönemine ait ve şaşırtıcı derecede iyi korunmuş.
⛲ Traian Çeşmesi: Gücün ve Görkemin Simgesi

Roma İmparatoru Traian adına yapılan bu anıtsal çeşme, o dönemde hem suyun yaşam kaynağı olduğunu, hem de mimarinin nasıl bir prestij göstergesi olarak kullanıldığını anlatıyor.Çeşmenin ön cephesinde dev bir Traian heykeli yer alıyormuş. Bugün sadece kaidesini görebilsek de, orada durup biraz hayal kurunca, bu mermer yapının ne kadar heybetli olduğunu gözünde canlandırabiliyorsun.Bu çeşmeler o dönem şehirlerin en prestijli yapıları arasında sayılırmış zaten. Çünkü temiz su getirmek sadece sağlık değil, medeniyet göstergesi sayılıyormuş.
🏛 Hadrian Tapınağı

İlk bakışta “şirin bir yapı” gibi gelebilir ama aslında taş gibi mesaj veriyor: “Ben Roma’yım!” İmparator Hadrian adına M.S. 2. yüzyılda yapılmış bu tapınak, boyut olarak çok büyük olmasa da, üzerindeki detaylarla koca bir efsane anlatıyor. Özellikle ön cephesindeki kabartmalar göz alıcı. Efes’in kuruluş efsanesi, tanrılar, mitolojik figürler… Duvar nişlerinde zamanında Hadrian ve tanrılara ait heykeller yer alıyormuş. Bugün orijinallerin bir kısmı müzeye taşınmış ama yapı hâlâ estetik bir bütünlük taşıyor.
💡 Tapınağın hemen karşısında Yamaç Evler var, yani muhtemelen bu evlerde yaşayanlar her sabah bu zarif tapınağa göz kırparak uyanıyormuş
🚽 Umumi Tuvaletler (Latrinalar): Antik Çağın En Sosyal Noktası

Antik dünyanın en gelişmiş şehirlerinden biri olan Efes’in umumi tuvaletleri, bugün bile göreni şaşırtan detaylarla dolu. Gelin kabul edelim, bir tuvaletin turistik bir yapıya dönüşmesi çok da alışıldık bir şey değil. Ama Latrinalar, bunu başarmış. M.S. 1. yüzyılda inşa edilen bu yapıda taş oturaklar, altlarından geçen kanal sistemiyle oldukça gelişmiş bir temizlik sağlıyormuş. Hatta zeminden geçen su kanalları, temizlik için kullanılıyormuş. Yani bir nevi antik “sifon” sistemi!
Ama asıl ilginç olan şu: Bu tuvaletler erkeklere özel ve oldukça sosyal bir alanmış. Evet, insanlar buraya gelip sadece ihtiyaç gidermemiş, aynı zamanda sohbet etmiş, dedikodu yapmış, hatta anlaşmalar bile konuşulmuş. Antik çağda kahvehane gibi düşün! Oturaklar arasında bölme yok, mahremiyet sıfır ama dostluk tam gaz! 💡 Latrinalar, Skolastika Hamamı ile bağlantılı. Yani sıcak bir hamamdan çıkan Romalı, hemen bu alana geçip günlük sohbetini yapabiliyormuş. Günlük yaşamın ne kadar planlı olduğunu gösteren bir detay daha…Efsanalere göre soğuk havalarda zenginler tuvalete oturmadan önce, ısıtmaları için hizmetçilerini oturturmuş.
🛣️ Liman Caddesi (Arkadiane): Efes’in Giriş Kapısı Gibi Bir Yol
Efes’in en ihtişamlı yürüyüş yollarından biri olan Liman Caddesi, yani antik adıyla Arkadiane, antik kentin limanı ile Büyük Tiyatro’yu birbirine bağlayan, yaklaşık 600 metre uzunluğunda taş döşeli geniş bir yol. Roma döneminde gelen denizciler, tüccarlar ve yolcular, şehre ilk adımlarını işte bu yoldan atarmış. O yüzden bu cadde sadece bir ulaşım yolu değil, şehrin vitrini gibiymiş. Her iki tarafında sütunlu galeriler, heykeller ve dükkanlar yer alırmış. Hatta geceleri aydınlatılan nadir antik caddelerden biri olduğu söyleniyor. Fener benzeri aydınlatmalarla donatılmış olması, Roma’nın gelişmiş şehircilik anlayışını da gösteriyor.

🛍 Efes Agorası: Antik Dönemin Alışveriş ve Sosyalleşme Merkezi
Dönemin çarşısı, pazarı, buluşma noktası… Kısacası Efes’in AVM’si diyebiliriz! Üç tarafı sütunlu galerilerle çevrili bu geniş alan, ticaretin ve sosyalleşmenin merkeziymiş. Tüccarlar burada tezgâh açar, halk alışveriş yapar, politikacılar nutuk atar, filozoflar tartışmalar yaparmış. Hem ticaret agorası hem de devlet işlerinin yürütüldüğü yerdi.💡 Bugün gezdiğinizde sadece temelleri kalmış gibi görünse de, taşların arasından hâlâ o kalabalık, o uğultu hissediliyor.
🪨 Mil Taşları: Tüm Yollar Roma’ya Çıkıyordu, Peki Kaç Mil?

Efes’te gezerken bir köşede gözünüze çarpan sade taşlar görebilirsiniz… Ama aslında bu taşlar, antik dünyanın navigasyon sistemiymiş! Evet, bunlar Mil Taşları, yani Roma yollarında mesafeleri gösteren işaret taşları. Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına ulaşan taş döşeli yolların başlangıç noktalarından biri de Efes’miş. İşte bu taşlar, hangi şehir kaç mil uzaklıkta diye bilgi veriyor, hem askerlerin hem tüccarların hem de seyyahların yollarını bulmasına yardımcı oluyormuş.Genellikle her 1.000 adım, yani yaklaşık 1 Roma mili = 1.480 m) dikilirmiş.💡 Bu taşlar yalnızca yön değil, aynı zamanda imparatorun ismini ve dönemi de belirtirmiş. Yani düşün, hem yön tabelası hem zaman damgası! Taşların üzerine imparatorunun adının kolay okunması için kırmızıya boyanırmış. Yeni bir imparator tahta geçtiğinde, eski isim silinir, yenisi yazılırmış. Antik dünyanın sessiz ama güçlü güncellemeleri diyebiliriz!
🛁 Skolastika Hamamı: Efes’in Antik Spa’sı
Efes’in en büyük hamamlarından biri olan Skolastika Hamamı, M.S. 1. yüzyılda inşa edilmiş, M.S. 4. yüzyılda ise zengin bir kadın olan Skolastika tarafından restore ettirilmiş. Bu yönüyle antik dünyada bir kadının adını taşıyan nadir yapılardan biri. 💡 Hamam, Aşk Evi ve umumi tuvaletlerle bağlantılımış; yani temizlik, sosyalleşme ve eğlence Efes’te bir arada yaşanıyormuş.
🏛 Domitian Tapınağı: Tanrılaştırılan Bir İmparatorun Anıtı

Domitian Tapınağı, kente inşa edilen ilk imparator tapınağı olma özelliğine sahip. M.S. 1. yüzyılda, Roma İmparatoru Domitian adına yapılmış. Domitian hayattayken tanrı ilan edilen ilk imparatorlardan biri olduğu için, bu tapınak hem dini hem de politik anlamda çok önemliymiş.
Tapınak, Devlet Agorası’nın hemen yanında yer alıyor. Büyük bir platform üzerine kurulmuş, sütunlarla çevrili gösterişli bir yapıymış. Bugün kalıntıları arasında yürürken hâlâ o ihtişamı hissetmek mümkün. Tapınağın devasa Domitian heykelinin parçaları da günümüze ulaşmış; bazı bölümleri Selçuk Müzesi’nde sergileniyor. 💡 Domitian öldükten sonra “damnatio memoriae” ile lanetlendiği için (yani adı tarihten silinmeye çalışıldı), tapınaktaki ismi ve bazı figürler sonradan kazınmış.Bugün baktığınızda taşlar eksik olabilir ama bu yapı, bir imparatorun tanrı gibi anıldığı ve sonra unutturulmaya çalışıldığı çarpıcı bir hikâyeyi fısıldıyor.
⛪ Meryem Kilisesi: Hristiyanlık Tarihinde Bir Dönüm Noktası

Efes’te dolaşırken karşına çıkan her taş bir hikâye anlatıyor ama Meryem Kilisesi biraz daha özel… Çünkü burası, Meryem Ana’ya adanan ilk kilise ve Hristiyanlık tarihinde önemli bir kilometre taşı.Kilise, M.S. 5. yüzyılda inşa edilmiş ve 431 yılında düzenlenen 3. Ekümenik Konsil’e ev sahipliği yapmış. Bu toplantıda Meryem’in “Tanrı’nın annesi” (Theotokos) unvanı resmen kabul edilmiş. Yani burada sadece dua edilmemiş, inanç dünyasını kökten değiştiren kararlar da alınmış.
İsa’nın Tanrı’nın Oğlu Olduğu İnancı Ne Zaman Resmileşti?
İsa’nın doğumundan yaklaşık 400 yıl sonra, 431 yılında Efes’te düzenlenen Üçüncü Ekümenik Konsil sırasında, Meryem’in Theotokos yani “Tanrı doğuran (Tanrı’nın annesi)” olduğu resmen kabul edilmiş.Bu karar, aynı zamanda İsa’nın hem insan hem tanrı doğasına sahip olduğu inancının da resmileşmesi anlamına geliyormuş. İsa’nın tanrısal kimliğinin nasıl şekillendiğini merak ediyorsanız, bu konuyu detaylıca ele aldığım başka bir yazıya göz atabilirsiniz.
Yapı oldukça büyük; bazilika planlı, üç nefli. Zamanla birçok kez onarım görmüş ama hâlâ etkileyici. İçine girdiğinizde, sütunlar arasında yürürken taşlar sessizce o tarihi günü hatırlatıyor gibi…
🙌 Karıştırmayın! Meryem Kilisesi ve Meryem Ana Evi Arasındaki Fark
🔹 Meryem Kilisesi
📍 Efes Antik Kenti içinde, Artemis Tapınağı’nın yakınında
📅 M.S. 5. yüzyılda inşa edilmiş
📜 Hristiyanlık tarihinde çok önemli: 431’deki 3. Konsil burada toplanmış
💒 Meryem Ana’ya adanan ilk kilise olarak kabul ediliyor
🔹 Meryem Ana Evi
📍 Bülbül Dağı’nın eteklerinde, Efes’e yaklaşık 7 km mesafede
📅 M.S. 1. yüzyıla tarihleniyor
🕊️ Meryem Ana’nın son yıllarını geçirdiğine inanılan yer
🙏 Günümüzde Katolikler ve Ortodokslar için bir hac merkezi
🎶 Odeon: Efes’in Minik Tiyatrosu, Büyük Sözlerin Sahnesi
Efes Antik Kenti’nde Celsus Kütüphanesi’ne doğru yürürken hemen sol tarafta karşına çıkan, minik ama etkileyici bir yapı var: Odeon.Görünüşü küçük bir tiyatroyu andırıyor ama aslında burası hem kent meclisinin toplantı salonu hem de müzik dinletileri ve şiir okumaları gibi etkinliklerin yapıldığı çok amaçlı bir alanmış.Yaklaşık 1.400 kişilik kapasitesiyle, dönemin seçkinlerinin toplandığı, kararların alındığı, bazen de müziğin yankılandığı bir yer.💡 Odeon’un üzeri o dönemde ahşap çatılıymış, yani bugünün “kapalı salonu” gibi düşün. Hem politik hem kültürel hayatın kalbinde yer almış.
